İnsan hak ve özgürlükleri

Yazdır
AddThis Social Bookmark Button
Bildirge, iki dünya savaşı yaşamış, büyük acılar çekmiş bir kuşağın başlattığı bir hareketin sonunda ortaya çıkmıştır ve özünde insanların evrensel bir belge aracılığı ile dünyanın neresinde olursa olsun, hangi din, dil ırk ve renkten olursa olsun birbirine karşı sorumlulukları olduğunu kabul etmeleri yer almaktadır. Ülkelerin en üst düzeyde yetkilileri tarafından ile imzalanan bu bildiri günümüzde de en çok kabul gören uluslararası metinlerden biridir. Türkiye, bildirgeyi ilk onaylayan ülkeler arasında yer almıştır.

 

Başlangıçta olmasa da daha sonra eklenen haklar - ikinci kuşak haklar - arasına “sağlık hakkı” da eklenmiştir.  Sağlık Hakkı sonradan eklense de bildirinin başlangıcında yer alan haklar pek çoğu insanın sağlığı açısından ön koşul niteliğindedir. İnsanın beden, akıl ve sosyal yönden bütünsel bir sağlık durumunda olması ve sağlıklı olarak yaşamını sürdürebilmesi için beslenme, temiz hava, su gibi fizyolojik gereksinimlerinin; sevgi, saygı görme gibi psikolojik gereksinimlerinin; barınma, güvende olma gibi sosyal gereksinimlerinin karşılanması gerekir.  Dolayısıyla sağlığın ön koşulları barış, barınma, eğitim, gıda, gelir, sürdürülebilir eko sistem, sürdürülebilir kaynaklar, sosyal adalet ve eşitliktir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, insan temel gereksinimlerinden hareketle hazırlanmış ve ‘tüm ulusların vatandaşlarının, sağlık hizmetine erişim başta olmak üzere, sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarına sahip olma, yeterli barınma ve beslenme, güvenli bir çevrede yaşama gibi temel gereksinimlerini” karşılamak için yayınlanmıştır.

Halk sağlığı ve insan hakları arasında güçlü bir ilişki vardır. Her ikisi de sağlığı korumayı ve toplumdaki tüm bireylerin nitelikli bir yaşam sürmesini amaçlar. Bir insanın temel ihtiyaçlarının karşılanamaması, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşayamaması önemli hastalıklara ve sağlık sorunlarına yol açar.  Toplumda savunmasız ya da yoksullar, zor koşullar altında çalışanlar, çalışan çocuklar gibi risk altındaki gruplarda ishalli hastalıklar ve tüberküloz başta olmak üzere bulaşıcı hastalıklar, kanser, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalıklar ve depresyon, şizofreni gibi ruhsal bozuklukların görülme sıklığı iki kat daha fazladır. Bu nedenle bu iki kavram, halk sağlığı ve insan hakları birbirinden ayrı düşünülemez.  Ülkemizdeki sağlığa ilişkin politikalar sağlık hizmetlerini hak temelli olarak algılayan Halk Sağlığı görüşüne uygun olmalıdır. Hak temelli olmayan sağlık hizmetlerinin sağlıkta eşitsizlikleri arttıracağını ve sağlık hakkına zarar vereceğini düşünmekteyiz.

İnsanlık birbirine karşı verdiği bu sözü tutabilmiş midir? Bu sorunun yanıtı çok açık değildir. İnsan hakları mahkemelerinin kurulması gibi bazı gelişmeler olsa da yaşanan sorunlar çok büyüktür. Bildirgenin yayınlanmasından bu yana 62 yıl geçmiş olmasına karşın, günümüzde, bütün yer kürede insan hakları bakımından çok yaygın sorunlar vardır. Sağlık, eğitim, barınma, beslenme güvenlik ve düşünce özgürlüğü gibi temel haklar yaygın olarak ihlal edilmektedir.  Dünyanın bir bölgesinde doğumda beklenen ortalama yaşam süresi 80’li yaşları bulmuşken, kimi bölgelerde 40’lara kadar düşmektedir.  Her yıl milyonlarca çocuk sağlıklı içme ve kullanma suyuna erişemediği ya da yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti alamadığı için, önlenebilir nedenlerden dolayı yaşamını yitirmektedir.  Savaşlar insanların ölümüne, göçlerine, evsiz kalmalarına neden olmakta, bu süreçte çocuklar, kadınlar ve pek çok savunmasız gurup istismar edilmekte ya da yok olmaktadır.  Bu temel insan haklarının sağlanmasında ve kullanılmasında en büyük sorumluluk kuşkusuz evrensel düzeyde insanlığa aittir. Ülkeler açısından ele alındığında ise temel sorumlular yöneticilerdir.  Oysa vatandaşlarının haklarını korumak ve geliştirmekle sorumlu olan hükümetler yaygın olarak hak ihlalleri de yapabilmektedirler. Dolayısıyla ve yazık ki yönetimlerin insan haklarının korunması konusunda çok başarılı oldukları söylenemez.

Temel hak ve özgürlüklerin gelişmesinde her bir bireyin ve kurumun sorumluluğu vardır. Savaş ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı bir dönemde, toplumsal barışın gerçekleştirilmesi ve sağlıklı bir yaşam kurgulanabilmesi için temel hak ve özgürlüklerin gelişmesi son derece önemlidir. Pek çok çatışma ve sorunun çözümlenmesi temel hak ve özgürlüklerin gelişmesi ile olanaklıdır.

İnsan temel hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi toplumsal barış, kalkınma ve sağlıklı toplumlar açısından vazgeçilmezdir.

10.12.2010

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Yönetim Kurulu Adına

Doç. Dr. Tacettin İnandı


Yorum ekle

Lütfen hakaret ve küfür içeren yorumlar yapmayınız

Güvenlik kodu
Yenile

Friday the 25th. Affiliate Marketing. HALK SAĞLIĞI UZMANLARI DERNEĞİ
Copyright 2012

©