Prof. Dr. Ayşe Akın’a BM Nüfus Fonu Ödülü
15 Kasım 2019
Sayın Prof. Dr. Mustafa Taşdemir Ziyareti
20 Kasım 2019

Dünya Çocuk Hakları Gününde Çocukların Çevre Hakkı

20 Kasım, 1989 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünya genelinde çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımak amacıyla “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kutlanıyor.

Dünya çocuk hakları gününde HASUDER bu haklardan birini gündeme getirmek istiyor.

O da Çocukların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı.

Günümüzde çocuk haklarına ilişkin duyarlılığın, toplumsal, siyasi-politik, sivil toplum ve çocukların kendileri tarafından başlatılan girişimlerle giderek arttığı, ancak çocuk hakkı kültürünün henüz yerleşik bir değer olarak benimsenmediği, çocukların halen kendi başlarına birey olarak sayılmadığı gözlenmektedir (1). Günümüzde pek çok toplumda çocuğun eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı dışındaki hakları net olarak algılanmamış ve içselleştirilmemiştir. Örneğin, çocuğun biyolojik, fizyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan büyüme ve gelişimini olumsuz etkileyecek sağlıklı çevrede yaşam hakkının engellenmesi pek çok ihmal ve istismara sessiz kalınmasına yol açmaktadır. En temel insanlık hakkı olan sağlık hakkının gerçekleşebilmesi için sağlığın belirleyicilerine bakmak ve sağlığı doğrudan/dolaylı etkileyen çevreyi de gündeme yerleştirmek gerekli iken Çocuk Hakları Sözleşmesinde bile çevre hakkı ve hukukuna yönelik doğrudan ve açık hükümler birkaç maddede (3,4,23,24,29,31,36) yer almaktadır (2).  

Çocuklar biyolojik, fizyolojik vb. pek çok nedenle çevresel etkenlere daha çok maruz kalmaktadırlar. Oysa, çevre çocukları ve gençleri giderek daha fazla etkilemektedir.

Küresel kapitalist sistemin kışkırttığı tüketim anlayışı suyu, toprağı, havayı kirletmiş ve kirletmektedir. Bilim insanları artık iklim değişikliği değil, bir iklim krizinden söz etmektedir. Bilim insanları, son 100 yıldır kalkınma gerekçesiyle yapılan talanın iklimle birlikte, tüm dünyayı nasıl etkileyeceği, kürenin ısındığını ve giderek daha çok ısınacağını, biyoçeşitliliğin azalacağını,  suların yükseleceğini, verimli tarım arazilerinin sular altında kalacağını, sağlıklı ve yeterli su, gıda bulunamayacağını, yeni enfeksiyon etkenlerinin ortaya çıkarken, eski kökü kazındı denen hastalıkların yeniden hortlayacağını, açlık, kıtlık ve savaşların yaşanabileceğini ifade etmekte, çocuklarımızın/gelecek nesillerin yaşam hakkının en hafif senaryolarda bile nasıl tehdit altında olduğunu bildirmektedir. En kötüsü de bilinçli bilinçsizce gücü elinde bulunduran yapılar ve sistemler yaşananları sorun olarak algılamamakta ısrarcı olmakta, görevlerini yapmamaktadırlar.

Dünyanın en itibarlı bilimsel dergilerinden Lancet’in küresel iklim değişikliği ve sağlık konusunda yayınladığı 2019 yılı raporu (Lancet Countdown), artan sıcaklıklar, hava kirliliği ve gıda krizinin, bugün doğan bir çocuk için tüm yaşamı boyunca olumsuz sağlık etkileri oluşturacağını gözler önüne sermektedir (3-5). Rapor’da, yüksek karbon emisyonları ve iklim değişikliğinin mevcut şekliyle devam ettiği bir senaryoda bugün dünyaya gelen bir çocuk, 71. yaş gününde yaklaşık 4˚C ısınmış bir dünya ile karşılaşacak. Bu durum, tam da çocuk hakları gününde konuşulması beklenen gelecek neslin sağlık hakkının ihlalidir.

Rapor’daki kimi önemli noktaları özetleyen Temiz Hava Hakkı Platformu şöyle ifade ediyor:

  • Bugün doğan bir çocuk, fosil yakıtlar ve artan sıcaklıkların etkisiyle ergenlik ve yetişkinlik dönemleri boyunca daha fazla toksik hava soluyacak. Bu durum, özellikle akciğerleri gelişmekte olan gençlere zarar veriyor. Bu nedenle hava kirliliği, akciğer işlevinin azalmasına, astımın ilerlemesine, kalp krizi ve felç riskinin artmasına sebep oluyor.
  • Bugün doğan çocuklar ergenlik dönemine geldiklerinde hava kirliliğinin etkisi daha da artmış olacak. Modelleme çalışmalarına göre 2016’da dünya genelinde fosil yakıtlardan kaynaklı hava kirliliği (PM2,5) nedeniyle -440.000’i kömür üretimi ve tüketiminden olmak üzere- 2,9 milyon erken ölüm gerçekleşti. Türkiye’de ise fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğine bağlı erken ölümler 11.000’i kömür kaynaklı olmak üzere toplam 26.000.
  • Sıcaklık artışının, yetersiz beslenme ve artan gıda fiyatları gibi sonuçlarının yükünü en çok çocukların taşıyacağı öngörülüyor. Küresel ölçekteki verim potansiyeli geçtiğimiz 30 yılda, mısırda %4, kışlık buğdayda %6, soya fasulyesinde %3 ve pirinçte %4 gerilemiş durumda.
  • Bulaşıcı hastalıklardaki artıştan en çok etkilenecek kesimin de çocuklar olması öngörülüyor. Enfeksiyon hastalıklarının yayılmasına sebep olan iklim koşulları açısından 2018 yılı kayıtlara geçen en kötü ikinci yıl oldu. İklim değişikliği İklim değişikliğine duyarlı enfeksiyonlar olan Sıtma ve Deng ateşi gibi hastalıkların yanı sıra Vibrio bakterisinin birçok türü, deniz yüzey ısısı ve tuzluluğundaki değişiklikler nedeniyle yaygın enfeksiyonlara neden oluyor. Türkiye’de ise kıyı bölgelerinin %60’ının ishalli hastalıklara yol açan Vibrio bakterisi için elverişli olduğu tespit edildi. Bu oranın 1980’li yıllara göre %10 arttığı görülüyor.
  • Paris Anlaşması’nın uygulanması, bugün doğan bir çocuk 31 yaşına geldiğinde, küresel ölçekte 2050 net sıfır emisyon hedefine ulaşıldığı bir dünya anlamına geliyor. Bu durum, gelecek nesiller için daha sağlıklı bir geleceğin güvence altına alınmasını sağlıyor.

Artık bebeklerimiz küresel bir iklim krizi içinde dünyaya geliyorlar, çocuklarımız bu dünyada büyümeye, yaşamaya çalışacak. Gerekli önlemeler alınmazsa daha da kötü koşullarda yaşam mücadelesi verecekler, hava kirliliği, aşırı sıcaklar, yetersiz ve sağlıksız su nedeniyle oluşacak pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalacaklar.

. Süreçte karar verici konumda olanlar için uygun bilimsel yol ve yönteminin geliştirilmesi/kullanılması ve süreci yürütecek/görev alacak nitelikli insan gücünün sağlanması için geliştirilmiş temel bir yaklaşıma, bir politikaya gereksinim vardır. Bu politika bilimsel kanıtlar, uluslararası sözleşmeler üzerinden geliştirilmeli, uluslararası ve ulusal düzeyde başta hekim örgütleri olmak üzere örgütlü farkındalığın ve savunuculuğun artmasına olanak tanımalı, toplumun gereksinimlerini belirleyip sorun çözecek politikalar geliştirmeyi kolaylaştırmalıdır. İlk olarak da çocuklarımızın çevre ve sağlık hakkını savunmak, sorumlusu olmadıkları bu kötü gelecekten korumak için karbon emisyonlarını en aza indirgeyen politikalara gereksinim vardır. Fosil yakıt kullanımı ve desteklenmesi ivedilikle durdurulmalı, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmelidir. İklim değişikliği sonucu oluşacak sağlık sorunlarına karşı sağlık sistemlerinin hazırlıklı hale getirilmesi, 2015’te Paris İklim Antlaşması’nda özellikle düşük gelir grubundaki ülkeleri yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneltmek amacıyla yüksek gelirli ülkeler tarafından oluşturulması planlanan uluslararası iklim fonuna işlerlik kazandırılması acil eylemler uygulamaya konulmalıdır.

İklim krizini besleyen politikalar ile mücadele yaşamsal önemde olduğu kadar bir hekim ve halk sağlıkçı sorumluluğudur. Örneğin, Türk Tabipleri Birliği (TTB) de Ekim ayında Gürcistan’da yapılan 70. Dünya Tabipler Birliği Kongresi’nde (DTB) gelecek nesillerin yaşam hakkı ve çevre suçlarının insanlık suçu olarak değerlendirilmesi talebi için bir önerge sundu, önerge kabul edilerek ve üye ülkelere dağıtılmasına karar verildi.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği de Dünya Çocuk Hakları gününde diyor ki: iklim krizi sağlıklı olma temel hakkının ötesinde çocukların yaşama hakkını tehdit eden boyutuyla, insanlığa hizmet etme amacı olan tüm kurumsal yapıların birincil önceliği olmalıdır.

Tam da bu noktada yukarıdaki bilimsel tespitler ardından ülkemizde 14 Şubat 2019’da meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla geri çekilen Madde50 (eski Madde45) yeniden meclis gündeminde ve bu madde ile en az 15 adet kömürlü termik santrale 4. kez havayı kirletme izni verilmek isteniyor. Teklif yasalaşırsa, Türkiye’nin en eski ve kirli santralleri Haziran 2022 yılına kadar havayı kirletmeye, halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek. 

HASUDER olarak bizler de  30. Dünya Çocuk Hakları Gününde çocukların sağlık hakkı, yaşama hakkı için temiz hava haktır diyerek “TBMM sözünü tut”, “Madde 50 red” çağrısı yapıyor ve başta kamuoyu olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlara havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkmalıyız diyoruz.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Çocuk Sağlığı Çalışma Grubu

Türkçe