On-line ISSN:2147-155X

PROF. DR. NECATİ DEDEOĞLU İLE SÖYLEŞİ

2 Aralık 2012, Pazar, 9:37 | Genel, İz Bırakanlar, Prof.Dr.Necati Dedeoğlu | 2.893 kez okundu | 0 yorum
 PROF. DR. NECATİ DEDEOĞLU İLE SÖYLEŞİ Söyleşi: Dr. Hakan Erengin   -Hocam merhaba.. Başlarken hemen emekliliği sormak istiyorum. Nasıl gidiyor?   İyi gitmiyor. Sağlığım yerinde. Kafam yerinde. Çalışmaya, üretmeye alışmışım. Şimdi zorlanıyorum. Üstelik onca birikimim işe yaramayacak diye de hayıflanıyorum.   -Akademik yaşamınızı daha yakından biliyoruz. Ben öncesini dinlemek isterim sizden.. Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasından […]

 PROF. DR. NECATİ DEDEOĞLU İLE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Dr. Hakan Erengin

 

-Hocam merhaba.. Başlarken hemen emekliliği sormak istiyorum. Nasıl gidiyor?

 

İyi gitmiyor. Sağlığım yerinde. Kafam yerinde. Çalışmaya, üretmeye alışmışım. Şimdi zorlanıyorum. Üstelik onca birikimim işe yaramayacak diye de hayıflanıyorum.

 

-Akademik yaşamınızı daha yakından biliyoruz. Ben öncesini dinlemek isterim sizden.. Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasından başlayalım mı?

 

Ben ortaokulu Talas Amerikan Koleji’nde okudum. Hayatıma yön veren bu eğitimim mesleğimi de belirledi. Okulumuzun Amerikalı bir doktoru vardı.  Bizlere de, Kayserili köylülere de bakardı.  Çok hevesli olduğum için bana beyaz önlük giydirir, yardım etmeme izin verirdi. Doktor olmaya burada karar verdim, sonra da fikrimi değiştirmedim. Ayrıca sosyal bir kişiliğim de var. Hem ortaokul ve lisede hem fakültede köycülük kulübü, sosyal yardım kulübü gibi faaliyetlerde bulundum, yazları çalışma kamplarında okul, yol inşaatlarında çalıştım. Bu yüzden tıp fakültesini bitirdiğimde çok iyi bir derece ile mezun olmama karşın, sınıf arkadaşlarım gibi uzman olmak veya yurt dışına gitmek istemedim.  İhtiyaç duyulan bir yerde sağlık ocağında çalışmak üzere Sağlık Bakanlığı’na başvurdum.

Uzun 3 ay sonrasında Erzurum, Pasinler, Büyükdere Köyü Sağlık Ocağı’na tayinim çıktı. Bekleme sırasında acil serviste ve Etimesgut Kazan Sağlık Ocağı’nda birer ay çalışarak kırsal hekimlik görevime hazırlandım. Bu ocakta 18 ay görev yaptım. Sonra yıllık iznim sırasında Doğu Anadolu’yu gezerken Tunceli’nin Ovacık ilçesinin güzelliğine vuruldum ve buraya tayinimi istedim. Ovacık’ta bir yıl çalıştım. Merkez Sağlık Ocağı yanında, Torunoba Sağlık Ocağı’na ve Yeşilyazı Sağlık Ocağı’na bakmaktan başka Ovacık Devlet Hastanesi’nin başhekimliğini de yürüttüm. Kaymakamla olan sorunlarımız nedeniyle bu çok sevimli ilçede daha fazla çalışamadım. Tayinim Trabzon, Maçka Hamsiköy Sağlık Ocağı’na çıktı. İngiltere’ye gidene kadar da burada çalıştım

 

-Sonra İngiltere..

 

Tunceli’de çalıştığım dönemlerde malzeme istemek için Sağlık Müdürünün odasına gittiğimde “ Doktor Bey, Sağlık Bakanlığı İngilizce bilen doktorlara yurtdışında halk sağlığı eğitimi için burs veriyormuş. Sizin isminizi bildirelim “ dedi. Bana sıra gelmeyeceğini düşünmeme karşın “Olur” dedim, sonra da olayı unuttum. Hamsiköy’de çalışmaya başladıktan 6 ay sonra bakanlıktan başvurumun kabul edildiği, Dünya Sağlık Örgütü bursuyla iki yıl İngiltere’ye yollanacağıma ilişkin bir yazı geldi. O zaman ciddi olarak gidip gitmemeyi düşündüm. Sağlık Ocağı hekimliğinden çok memnundum ve yıllar içinde mesleğimin ustası olmuştum. Öte yandan halk sağlığı uzmanı olarak çok daha geniş bir kitleye hizmet edebileceğimi düşünerek kabul ettim.

Bir yıl İskoçya’da Glasgow Üniversitesinde DPH kursuna katıldım. Bir yıl da Londra Hıfzıssıhha Okulunda epidemiyoloji ve istatistik eğitimi aldım. Kurslar bittikten sonra DSÖ burs yetkilisi memnun olup olmadığımı sordu. “Çok şey öğrendim ama bunların önemli kısmı gelişmiş ülkelere uygun” dedim. Benim haklı olduğumu söyleyip 3 ayı Moskova’da, 3 ayı Mısır, İskenderiye’de 6 aylık bir DSÖ bulaşıcı hastalıklar kursu bulunduğunu, istersem yollayabileceklerini söyledi. Ben kabul ettim ve sonra çok ilginç bulduğum bu kursu da bitirdim.

 

-Hıfzısıhha yılları da hareketli olmalı? Bir de arada Hollanda var.

 

İngiltere ve Mısır dönüşü tayinim Hıfzıssıhha Okuluna çıktı. Gelir gelmez beni DSÖ’nün Sağlık İnsan Gücü Projesine koordinatör yaptılar. Proje Türkiye’de hekim, hemşire ve sağlık memuru meslek eğitiminin ve sürekli eğitiminin geliştirilmesi ile ilgili idi. Burada 3 yıl çalıştım ve özellikle eğitim ile ilgili çok şey öğrendim.

Projedeki görevim bitince Sağlık Bakanlığı beni 1 yıllığına Amsterdam’a sağlık planlaması ve yönetimi master kursuna yolladı. Çok nitelikli bir kurstu. Kurs sonunda Hollanda’da çalışan Türk işçilerinin sağlık sorunları ile ilgili bir araştırma yaptım. İlgi çekti ve Flamancaya tercüme edilerek Türklere hizmet veren sağlık personeline dağıtıldı.

Kurs sonunda yine Hıfzıssıhha Okuluna döndüm. Bu arada Epidemiyoloji Bölüm Başkanlığına getirilmiştim ve görevim ülkedeki salgın, deprem gibi sağlık olaylarını incelemek ve bunlarla ilgili rapor hazırlamak idi. Bu görevim bana hem afetler ve bulaşıcı hastalıklar ilgili deneyim kazandırdı, hem de ülkenin dört bir yanını tanıma olanağı buldum.

 

-Antalya’ya geliş kararını nasıl verdiniz? Hıfzısıhha Okulu kapanmasaydı?

 

12 Eylülden sonra yaşanan felaketlerden birisi de Hıfzıssıhha Okulunun kapatılmasıdır. 1936 da açılmış bulunan, Nusret Fişek, Cahit Başkök, Muzaffer Akyol gibi çok değerli halk sağlıkçılarının müdürlük yapmış olduğu bu güzide kurum, sağlık bakanlığının tek eğitim ve araştırma kurumu “ gereksiz” görülerek 1983 yılında kapatılmıştır. Kapatılma yazısının altında o sırada Bakanlıkta görev yapmakta olan bir halk sağlığı öğretim üyesinin imzası bulunması ayrı bir talihsizliktir. Okul kapatılınca kurumdaki uzmanlar çeşitli kurumlara sürüldü. Benim payıma Ankara Sağlık Müdür Yardımcılığı düştü.

Daha Hıfzıssıhha kapanmadan Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsünde epidemiyoloji dersleri vermeye başlamıştım. Ayrıca “Türkiye’de aşılama hizmetleri “ konulu bir tez hazırlayıp dışarıdan doçentliğimi de almıştım. Müdür yardımcılığım sırasında eğitim görevim sürdü. Sağlık Müdürü ve diğer müdür yardımcısı yakından tanıdığım halk sağlığı uzmanları olunca keyifli bir çalışma ortamı oluştu. Hep beraber Ankara’yı sosyalizasyona hazırladık.

1984 yılı ortalarında sağlık bakanı değişti. MHP eğilimli bir bakan atandı. Bakanın ilk yaptığı işlerden birisi Ankara Sağlık Müdürü ve yardımcılarını görevden almak oldu. Bizlere müdürlükte pasif görevler verildi, yerimize militan partililer atanıp kadrolaşmaya girişildi. Ne yapacağımı bilemedim. Bakanlık merkez teşkilatı da diğer sağlık müdürlükleri de benzer durumda idi. Artık bakanlıkta istenmeyen kişi olmuştuk. Benim doçentlik jürimin başkanı olan. Prof. Dr. Ahmet Tuncer Çukurova Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı başkanı idi ve beni bir süredir Adana’ya davet ediyordu. Hıfzıssıhhadan tanıdığım Prof. Dr. Yılmaz Baykal ise Antalya’da idi ve o da Antalya’ya davet ediyordu. O ana kadar bu davetlere itibar etmemiştim çünkü Hıfzıssıhha da ve sağlık müdürlüğünde yaptığım işlerden çok memnundum. Çıkmaza girince Adana ve Antalya’yı ziyaret ettim. Adana’da gelişmiş bir tıp fakültesi ve göl kenarında bir lojman bulunmaktaydı ama Antalya’nın dağları beni esir aldı.

Hıfzıssıhha kapanmasaydı ve hatta sağlık müdürlüğündeki o keyifli çalışma sürdürülebilseydi doçentliğimi almış olmama rağmen üniversiteyi kesinlikle düşünmezdim. Bir halk sağlıkçısının yeri Sağlık Bakanlığı’dır. Bir cerrah nasıl ameliyathanesiz olmazsa bir halk sağlıkçısı da sahasız olamaz.  Ben meslekte öğrendiklerimin çoğunu Sağlık Bakanlığı’nda çalıştığım 14 yıl boyunca öğrendim. Üniversitede verdiğim eğitimlerde de hep bakanlıktaki deneyimlerimi kullandım.

 

– Son olarak bugüne ilişkin görüşlerinizi merak ediyorum. Halk sağlığının ülkemizde geldiği yer, mezuniyet öncesi ve sonrası halk sağlığı eğitimi..  Neler söylersiniz?

 

Halk sağlığı kavram ve hizmetlerinin en kötü olduğu bir dönem yaşıyoruz.. Sağlık Bakanlığının dönüşümü özelleştirme, tedavi hizmetleri, teknoloji, hastaneler, sigortalar üzerine. Koruyucu hizmetlerin esamesi okunmuyor. Mezuniyet öncesi zaten sınırlı olan ders sayısı azaltıldı, saha eğitimi aksadı, öğretim üyesi kadroları küçültüldü. Zaten TUS kaygısında olan öğrencinin halk sağlığına ilgisi de azaldı. Tek olumlu gelişme Bakanlığın Toplum Sağlığı Merkezlerinde çalışmak üzere halk sağlığı uzmanına gereksinim duymasıdır. Buralarda tam yetkiyle ve çok verimli çalışmıyorlar, sağlık müdürlükleri veya merkez teşkilatta yandaş değillerse çalıştırılmıyorlar ama en azından eğitimlerine uygun bir işte çalışıyorlar, insan gibi maaş alıyorlar.

Ben ülkemizdeki halk sağlığı uzmanlarını eğitimlerini yetersiz buluyorum. Standart ve nitelikli bir eğitim sağlanması için çok uğraştım ama olmadı. Öğretim üyelerinin bir kısmını da yetersiz buluyorum. Doçentlik sınavları öğretim üyeliğine geçmenin en önemli kriteridir. Bu sınavlarda çok titiz davrandım, gerçekten hak etmeyene geçer not vermedim. Ama diğer jüri üyelerinin bazıları benim gibi düşünmediği için niteliksiz uzmanlar doçent oldu. Onların yetiştirdikleri de sıklıkla kendileri gibi oluyor. Benim adım ise “Zor hoca, aksi hoca” oldu.

 

–          Genç Halk Sağlıkçılara iletmek istediğiniz bir şeyler var mı?

 

Ben yabancı dili iyi bilmenin çok yararını gördüm.  Bu sayede yurtdışında eğitimlere katılmak ve tezler hazırlayabilmekle kalmadım, literatür ve kitapları da kolayca okuyabildiğim için günceli yakalayabildim, yurtdışı meslektaşlarımla sıkı ilişkiler kurabildim. İşinin çoğu iletişimle, kağıt kalemle olan halk sağlığı uzmanları mutlaka bir yabancı dili çok iyi öğrenmeliler.

Benim meslekte diğer bir avantajım Sağlık Bakanlığında çeşitli düzeylerde çalışmış olmamdır. Sahadan çok şey öğrendim. Bence halk sağlığı anabilim dallarına alınacak olan öğretim üyelerine en az 3-5 yıl saha deneyimini şart koşulmalıdır.

Ben halk sağlığı anabilim dallarının bu yapılarıyla ülkemizin halk sağlığına önemli bir katkıları olamayacağını düşünüyorum. Layıkıyla bir mezuniyet sonrası eğitim verme veya ülke çapında araştırmalar yapma konularında hemen hiçbiri yeterli değil. Bunun çözümü akademik bir niteliği olan, her bölümünde 3-5 nitelikli öğretim üyesinin çalıştığı, laboratuarları, olanakları bulunan bir Halk Sağlığı Eğitim ve Araştırma Enstitüsü kurulmasıdır. Halk Sağlıkçılar bu kurumun yaşama geçirilmesi için çaba sarf etmelidirler.

Bu kurum şimdiye kadar gerçekleştiremediğimiz halk sağlığı sürekli eğitiminden de sorumlu olacaktır..

Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin yol açacağı yeni sağlık sorunları, yeni hastalıklar, HES, maden ocakları, erozyon, nükleer santral gibi çevre katliamlarının yol açacağı sorunlar, kimyasal çevre kirliliği, yaşlanan nüfus ve artacak kronik hastalıklar, allak bullak olmuş, özel sektöre odaklanmış bir sağlık sistemi genç halk sağlıkçıları için çözülmesi gereken önemli problemler oluşturacaktır. Bu problemleri çözebilmek için de çok donanımlı olmak, mesleğimizin önemini topluma kanıtlamak zorundayız.

 

-Daha anlatacak çok şeyiniz olduğunu biliyorum. Uzun uzun konuşmak dileğiyle bu söyleşi için teşekkür ediyorum.

 

YORUM YAZ


Lütfen doldurunuz *

Henüz yorum yapılmamış.