On-line ISSN:2147-155X

En İyi Halk Sağlıkçı

2 Aralık 2012, Pazar, 9:48 | Genel, İz Bırakanlar, Prof.Dr.Necati Dedeoğlu | 2.086 kez okundu | 0 yorum
Gazanfer Aksakoğlu ‘Necati Türkiye’nin en iyi halk sağlıkçısıdır’ derim ben. Duyanların hiçbiri ‘niçin?’ ya da ‘ne yönden?’ diye sormadı şimdiye dek. Sanki ‘en iyi fizikçi’ demişim gibi olağan. Oysa bunu farklı anlamda ve çok boyutlu söylüyorum. Anlatabilmek için örnekler vermeliyim.   Fakülteyi bitirdiğinde biz başlayalı iki, en çok üç yıl olmuştu. Zamanımız hep derslik ve […]

Gazanfer Aksakoğlu

‘Necati Türkiye’nin en iyi halk sağlıkçısıdır’ derim ben. Duyanların hiçbiri ‘niçin?’ ya da ‘ne yönden?’ diye sormadı şimdiye dek. Sanki ‘en iyi fizikçi’ demişim gibi olağan. Oysa bunu farklı anlamda ve çok boyutlu söylüyorum. Anlatabilmek için örnekler vermeliyim.

 

Fakülteyi bitirdiğinde biz başlayalı iki, en çok üç yıl olmuştu. Zamanımız hep derslik ve laboratuvarlarda geçtiğinden değil internleri, stajyerlerin bile pek azını tanırdık. Bir söz dolaştı: Nusret Bey Necati Dedeoğlu’na ‘gel bizimle çalış’ demiş, o kabul etmemiş. Necati’nin adını duymamışım, ama inanılır gibi değil. ‘Neden peki?’. ‘Sağlık Ocağı’nda çalışacakmış’. ‘Toplum Hekimliği’nde zaten Etimesgut’ta bir Sağlık Ocağı’nda çalışacak?’. ‘O Doğu’da çalışmak istiyormuş’. Erzurum’a gitti. Dönüşünde yine ayrı öneriyle çağrı almış, yine geri çevirmiş. ‘Ben Üniversite’ye girmem, orası fildişikule. Ben Bakanlık’a, Hıfzısıhha’ya gideceğim’ demiş. Orayı Muzaffer Akyol yönetiyor, çok önemli bir halk sağlıkçı ve enfeksiyoncu. Başladı, sonra İngiltere’de uzmanlık aldı, Hıfzısıhha kapatılınca zorunlu olarak Antalya’da öğretim üyeliğine girdi.

 

Doksanlı yılların başlarında Bakanlık’ın verdiği görevle UHK’yi (yapılabilirmiş gibi) yeniden yazma kurulunda görevliyken halk sağlıkçı ve enfeksiyoncu olan Hamdi Aytekin’e anlattım bunu. ‘Bize de yaptı aynı şeyi’ dedi heyecanla. O yıllarda Rahmi Dirican Erzurum’da. Hamdi de ocak hekimiymiş, bir yandan Halk Sağlığı’nda uzmanlık eğitimi alırmış. Önermiş Hamdi, ‘olmaz, ben ocak hekimliği yapacağım’ demiş. ‘İkisini birden yapabilirsin, bak ben yapıyorum’ demiş, razı edememiş.

 

Bakış biçimini ben yıllar sonra algıladım. Yetmişlerin sonlarında Sakarya Caddesi’nde karşılaştık. Maastricht ile Antwerp’in altışar aydan bir yılda tamamladığı bir halk sağlığı yüksek lisans programı vardır, oldukça da saygındır. Ona katılmış, eğitime hayran olmuş, diploma almış, bana da ‘git’ diye baskı derecesinde övüyor. Önceliklerim vardı, düşünmedim. Doksanlı yılların başlarında Antwerp’ten randevu alıp bir günlüğüne uğradım, akademisyenlerle görüştüm, gözlemci olarak derslere girdim. Tüm dünyadan lisansüstü çok adam eğitmiştim, yarıya yakını Afrika’dandı. Buradakilerin tümü ‘simsiyah’ Afrikalıydı ve temel öğrenimlerinin yetersizliği beni çok şaşırttı. O gün Necati’nin övgülerinin ısrarla ‘herkes Afrika’dan geliyor’ yönünde olduğunu anımsadım. O en alt düzeydeki sağlık çalışanları ile bir yıl geçirmiş, onlarla öğrenci koltuğuna oturmuş, onlardan binlerce kat iyi bildiği şeyleri onlarla dinlemeyi paylaşmış ve büyük olasılıkla tartışmıştı. Çünkü o gerçek bir halk adamıydı, bu nedenle de halk sağlıkçıların en iyisiydi.

 

Hem alanda hem Muzaffer Akyol’la çalışmış olması ona çok bilgi ve deneyim kazandırdı. Yakın yıllarda bir sempozyumda farklı kentlerde farklı bulaşıcı hastalıklarla, özellikle salgınlarla ilgili çalışmaları konusundaki sunumu ve hele çizimleri tümümüzü hayran bıraktı. İzniyle bu çizimleri aldık, ders ve sunumlarımızda övgülerle kullanmaya başladık.

 

Emekli olmasına üzüldüm, ama hep halk sağlığı ortamında yaşayacağını bildiğim için mutluyum.

 

YORUM YAZ


Lütfen doldurunuz *

Henüz yorum yapılmamış.