On-line ISSN:2147-155X

NECATİ DEDEOĞLU’NUN İZİ: KIZIM SANA SÖYLÜYORUM, HALK SAĞLIĞI CAMİASI SEN ANLA

2 Aralık 2012, Pazar, 10:02 | Genel, İz Bırakanlar, Prof.Dr.Necati Dedeoğlu | 2.819 kez okundu | 0 yorum
NECATİ DEDEOĞLU’NUN İZİ: KIZIM SANA SÖYLÜYORUM, HALK SAĞLIĞI CAMİASI SEN ANLA Umur Gürsoy Giriş Necati Dedeoğlu’nun adını, ilk kez benim Hacettepe’de geçen öğrenciliğim sırasında mezun olduğumda halk sağlığı uzmanı olacağımı öğrenen Ankara’daki akrabamız Fahri Aker’in (Üçeleer) “Bizim komşunun oğlu Necati de halk sağlığı uzmanı; şimdi İngiltere’ye gitmiş.” cümlesinden duydum; sonra da Türk Tabipleri Birliği bültenlerindeki […]

NECATİ DEDEOĞLU’NUN İZİ: KIZIM SANA SÖYLÜYORUM, HALK SAĞLIĞI CAMİASI SEN ANLA

Umur Gürsoy

Giriş

Necati Dedeoğlu’nun adını, ilk kez benim Hacettepe’de geçen öğrenciliğim sırasında mezun olduğumda halk sağlığı uzmanı olacağımı öğrenen Ankara’daki akrabamız Fahri Aker’in (Üçeleer) “Bizim komşunun oğlu Necati de halk sağlığı uzmanı; şimdi İngiltere’ye gitmiş.” cümlesinden duydum; sonra da Türk Tabipleri Birliği bültenlerindeki çevre sağlığı ağırlıklı popüler bilim yazılarından ve tabii uzmanlık hocam prof. Dr. Rahmi Dirican’ın “Bir Hekimin Anıları” kitabından. Uzmanlığımı aldıktan sonra da 42 yaşımda iken yüz yüze tanıştım ve Akdeniz Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı başkanı olduğu dönemde sadece 5,5 yıl akademik ortamda birlikte çalışmak fırsatı buldum.

Eğer, birisi hakkında bildiklerinizi ve anılarınızı anlatırsanız, aslında kendinizi de anlatırsınız. Necati Dedeoğlu Hoca ile kardeşlik ve meslekdaş ilişkimde, aşağıda sözünü edeceğim, üniversiteye öğretim görevlisi olarak girişim dışında bir akademik çıkar (sınav jürime üyelik vb) ilişkim olmadı. Bu yazıyı onun daveti ile 5,5 yıl öğretim görevlisi (okutman) olarak çalıştığım ve başkanı olduğu Akdeniz Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan kendime bağlı nedenlerle kendi isteğim ile istifa ederek ayrıldığım için daha özgürce yazabiliyorum.

Halk sağlığı topluluğunun sevdiğim yanlarından birisi, araştırmalar, istatistikler ve düşündüren kavramlarla konuşmanın bir alışkanlık olmasıdır. Necati Hoca gibi daha uzunca bir süre bu dünyayı paylaşmayı dilediğim görece genç bir hoca ve ağabeyimiz için ne yazılsa onun için ve pek tabii ki aynı zamanda arkadaşları ve bilim topluluğumuz için de eleştiri sayılacaktır. Zira insan kendini, kendi sesini dahi kendisi iyi analiz edemez, kendi sırtını göremez. Onun hakkında yazılacaklar, onda: “Demek ki ben böyleymişim, böyle görülüyormuşum” düşüncesini doğuracaktır. “Necati Dedeoğlu İz Bırakmış mıdır?” sorusuna cevap olacak bu yazı Necati Hoca’dan başka insanlar hakkında da ‘İz Bırakanlar’ yazıları yazacaklar için de bir kılavuz niteliğinde olacak. Bu yazı daha çok onun iyi yönlerini dile getirecektir, ama madem ki bir kılavuz olması niyetindeyim; o halde bir iki cümle ile Halk sağlığı camiasındaki hoca kızlar ve gelinler için Necati Ağabey’in sadece akademik yönden olumsuz gibi görünen özelliklerine de değineceğim.

Demokrat Erkekler Daha Çok Ezilir.

1997 yılının yaz aylarında Osmaniye İlinde on yıldır çalıştırdığım özel tıbbi laboratuvarımı kapatmadan önce “Sadece devlet maaşıyla geçinebilir miyim?” sorusunu bir de bir halk sağlıkçısına sormak için rahmetli uzmanlık hocam Prof. Dr. Rahmi Dirican’ın Erdek-Ocaklar’da ziyarete gittim. Rahmi Hoca bana “Geçinemezsin, devlet okullarında eğitim kötüleşti; çocuklarını iyi okullarda okutamazsın. Bilseydim birçok üniversite açıldı seni bunlardan birisine tavsiye ederdim” dedi. Bende, “Bundan sonra aklınızda olsun” dedim. Bir ay sonra Necati Dedeoğlu’ndan davet mektubu aldım. Çalışmayı düşündüğüm şehri ve beraber çalışacağım hoca arkadaşlarımı tanımak, hocayla konuşmak için Antalya’ya gittim ve bir gece Necati Hocanın evinde yatılı misafiri oldum. Eşim, memleketi de olan Osmaniye’den ayrılacak olması ve düzenimizin bozulacağı endişesi ile Antalya’ya gitmemize onay vermedi; ipleri kopardık. Sıkıntılı bir düşünce sürecinden sonra Necati Hoca’ya durumdan bahisle aile mutluluğunun benim için daha önemli olduğunu belirterek gelemeyeceğimi söyledim. Ancak eşim kendisine tanıdığım bu şansı iyi kullanmadı ve Osmaniye’de mutlu olmamın eşime bağlı olmadığını, asıl mutluluğun ‘insanın kendine rağmen yaşamaması’ olduğu düşüncesinde karar kılarak; Necati Hoca’ya tekrar, bu kez her hangi bir unvan istemeden, gerekirse mesleğimi yapmak için uzman olarak dahi çalışmaya razı olacağımı, Antalya’ya gelmek istediğimi yazdım. “Yardımcı doçentlik kadrosunu uzunca bir süredir öğretim görevlisi olarak bekleyen başka bir arkadaşa verdik, öğretim görevlisi olarak gel.”, dedi. Antalya’ya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne öğretim görevlisi olmak isteğimi belirten dilekçemi yayınlarımla birlikte elden verdim. Beni akademisyenlik için yaşlı bulan, Sağlık Bakanlığı’ndan yollanan dosyamdaki cezalarım ve bozulan sicilim gibi nedenlerle benim hakkımda çekincesi olan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Baykara ile tanışmak için Dedeoğlu ile birlikte dekanlık makamına gittik.

Bu tanışmadan iki şey aklımda kalmış: Birincisi, benim de ailevi sorunlar yaşadığımı bildiği anlaşılan Baykara, artık çalışmalarını sonlandırmış olan ve Necati Hocanın bir zamanlar (1992) kurucu başkanı olduğu “Ezilen Kocaları Koruma ve Kollama Derneği”ne gönderme yaparak “En çok demokrat erkekler eziliyor” dedi ve gülerek “Hoca, hep komünistleri getiriyorsun” diye şakaya devam etti. O yıllarda Türkiye Komünist Partisi (TKP) yasallaşmadığı ve anayasadaki “Komünizm ve komünist olma” yasağı kalkmadığı için, Baykara’ya “Türkiye’de hiç komünist olmamıştır” dedim. Aklımda kalanların ikincisi, Dekan’ın, hepsi de yerel ve ulusal çevre sorunları mücadelem sırasında yerel gazetelerde yazdığım halk sağlığı konulu yazılarım neden gösterilerek aslında örgütlü mücadelemi aksatmak, beni yıldırmak için verilmiş cezalarıma dikkat çekmesi üzerine Necati Hoca’nın “Bize böyle adam lazım, ben o cezaların nasıl verildiğini biliyorum” demesiydi. Inbred (Kendi İçinde Çoğalmış veya Kendine Benzeyerek Çoğalmış) akademisyenlerin bunu anlaması zor olabilir.

Necati Hoca ‘üniversite içi inbreeding’e (Kendi İçinde Çoğalma veya Kendine Benzeyerek Çoğalma) karşı idi, ama çaresizdi. Akademide işler uzun zamandır Adem Peygamberin çocuklarının kardeşleri-anneleri-babaları ile evlendiği döneme benzemeye başlamıştı. Necati Hoca’nın bilimin Antalya bahçesinde de, halk sağlığı bilim korusunda da bu yüzden ailevi sorunları vardı; arkasında duracak, destekleyecek bir baba, bölümde güvenebileceği bir abi, kardeş (Nusret Fişek, Rahmi Dirican gibi) desteğinden de akademik anlamda yoksundu. Çitlerle çevrilmiş, kardeşlerinin ve babalarının korumasındaki küçük korunaklı bahçede, osuruk gazı ile doldurduğunu bahçenin dışındakilerin fark etmediği bilim balonlarını rahat rahat uçuran çocukları; bahçedeki küçük evdeki “Artık büyüdünüz, rüştünüzü ispat etmeden sizi bu eve alamam, yeni bir oda veremem!” diyen akademik babalarını, pek sevmiyorlardı. Dörtyol’da bir lisenin duvar yazısındaki gibi “Baba yorgun(du) Bilal!”; çocuklarına kırgındı. O yüzden zorunlu emekliliğine iki yıl kala Antalya’daki bilim bahçesindeki evini terk etti.

Necati Hoca’nın İzi ve Kubbedeki Hoş Sedası

Inbred hocalar iyi bilmez ve zor anlar; hocanızın izi yakından görünmez; başka üniversitede veya başka şehirde çalışırken görülür. Anne-babanın etkisi gibidir. Baba ölmeden ya da onun yaşına gelmeden veya babaevinden ayrılmadan baba anlaşılmaz ve izi görülmez. Baba da olunmaz!

Bilim insanları ve halk sağlıkçılar izlerini bilimsel çalışmalar, yaptıkları toplumsal çalışmalarla ve örnek yaşamları ile gönüllerde bırakırlar. İz bırakmak mı, kubbede hoş seda mı bırakmak daha iyi ve kalıcıdır? Her ikisi de. İz bırakmak için ya bıraktığınız iz bozulmayacak kadar derin olmalı ya da sizin izinizden yürüyüp izinizi derinleştirip gelecek kuşaklara aktaracak öğrencileriniz ve sevenleriniz gereklidir. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Benim bir masalım var” der. Hoş seda bırakmak için önce anlatacak bir masalınız ve sizin sesiniz olan yaptıklarınızı, yazdıklarınızı, söylediklerinizi kısaca masalınızı gelecek kuşaklara anlatacak ve şarkınızı bıraktığınız yerden söylemeye devam edecek arkadaşlarınız, çocuklarınız, sevenleriniz, öğrencileriniz ve de kurumlaşmış bir bilim topluluğunuz olmalı. Yani Türkiye’de ve Dünya’da bırakacağınız izler ve hoş sedalar biraz da sizden sonra gelecek izcilere, şarkıcılara, masalcılara ya da masalcı topluluklarına bağlıdır. Yani sizin ve ikinci şahısların yer, zaman ve kişi özelliklerine.

Necati Ağabey’in, bilimsel izleri kütüphane raflarında ve elektronik bilgi ağlarında görülebilir. Onun hiç de kolay olmayan ve evrensel bir dilde yapılmış bir kariyeri vardır, ama dönüp geldiği ülkesindeki toplumsal çatışmalar, nihayetinde 12 Eylül faşizminin at oynattığı üniversite ortamı, Nusret Fişek’leri, Rahmi Dirican’ları suskunlaştırmış YÖK’ün bilimsel olmayan yöntemleri ile kurulmuş bir taşra üniversitesidir. Ve aslında Türkiye’de taşra, çıkar çatışmasının olduğu her yerdir. Tıp fakültesinde ders verdiği öğrencileri tarafından çok sevilen Necati Dedeoğlu, sadece bilimsel yaşamıyla değil, toplum içinde bir birey olarak açık sözlü, ilkeli ve dürüst oluşuyla da meslek topluluğu arasında ve özellikle kadın arkadaşları ve akademisyen öğrencilerince anlaşılamamasının sıkıntısını çekmiştir. Aslında anlaşılmak için benzer zihniyet ve insan mühendisliği tornalarından geçmek; ayrıca Kızılderili atasözündeki gibi anlamak istediğiniz insanın ayakkabıları ile üç ay gezmek de gerekir. Yani onun aldığı yüksek ve başarılı yurtdışı eğitimleri almak ve onun çektiği dertleri, yaşam sıkıntılarının benzerlerini çekmek gerekir. Ve bu özellikleri onun ve bizim belki de henüz hiç farkında olmadığımız, belki henüz görünürleşmeyen farklı izler bırakmasına yol açmıştır.

Necati Hoca’nın ağırlıklı ilgi ve ders alanlarından olan çevre sağlığı konularında insanın tüketimlerinin azlığını çokluğunu yani dünyayı kirletme yükünü gösteren ayak izinin olabildiğince küçük olması istenir. Necati Hoca’nın ayakkabı numarasını ve sesi güzel mi bilmiyorum, ama Necati Hoca’nın anlatmaktan ve yazmaktan çok hoşlandığı “Bir masalı vardır”.

Her insan iz bırakır. İnsanın (bağımlı değişken) arkasında bıraktığı iz, iz bırakılan kişi ve topluma (bağımsız değişkenlere), zamana, çalışılan kurumlara ve ülkeye (yer) ve statü ve çıkar ilişkilerinize (bağımlı değişkenden etkilenme düzeyinize) göre olumlu da olabilir olumsuz da. Ne var ki bazı izleri görebilmek için deneyimli bir izci olmak gerekir. Kaygan, çamurlu, bataklık, buz tutmuş, erozyonun yoğun olduğu veya üzerine sürekli kar yağan zeminlerde izler çabuk kaybolur. İzler nasıl ve hangi zeminde bırakılırsa bırakılsın hekimlik meslekleri bilimi (tıp) içinde en iyi izciler halk sağlıkçılardan çıkar. Epidemiyolojideki etkenin (değişken) yer, zaman ve kişi özelliklerinin bilinmesi bizim sosyal yaşamda da iyi izciler olmamıza yardım eder.

Necati Hocanın Bildiğim İnsani ve Akademik Özellikleri:

Bana göre, Necati Hoca, çoğu mezununun aksine her ne kadar devşirilmiş olmasa da, liseyi bir misyoner okulunda okumasına ek olarak İngiltere’de aldığı uzmanlık eğitiminin kazandırdığı yanlış yer ve zamanlara ait bazı akademik özellikler; onun Türkiye’de üniversite ve halk sağlığı camiasında kimi zaman olumsuz veya anlaşılmaz olarak algılanmasına neden olmuştur. Ayrıca kuşağı gereği onun üniversite algısında, 12 Eylül Darbesi öncesi Türkiye üniversitelerinde doktora (uzmanlık) sonrasında akademik ünvanların sadece doçentlik ve profesörlükten oluştuğu ve doçentlikte bir, profesörlükte iki yabancı dil bilme; doçentlerde Türkçe doçentlik dersi, profesörlerde bir yabancı dilde profesörlük dersi verme gibi akademik sınav ilkeleri vardır. Bu algı ve görgü ile yetişmiş bu nesil kendini, kendiliğinden bir seçilime tabii tutardı. Örneğin o kuşağın sonunu yakalamış olan ben; o yıllar için iki yabancı dilde okur olmama rağmen bu yüzden ve tabii öncelikli olarak sahada çalışmak istediğimden kendime hiçbir zaman akademisyenliği hedef olarak koymamıştım. Bana göre profesörler, çok zeki ve iki dil bilen iyi yetişmiş insanlar olurdu. Dedeoğlu bunu yabancı ülkeleri de görerek de test etmiştir.

Argo tabirle üniversiteyi derece ile bitirecek kadar parlak, yani zeki ve çalışkan bir insan olan Necati Dedeoğlu gibi insanlar birlikte çalıştığı herkesi kendisi gibi zannederler ve onların da çok çalışkan olmasını beklerler. Ne var ki kuruluşundan beri çoktan seçme şansına sahip olmayan; ‘üniversite içi inbreeding’ batağına saplanmış ve üstelik halk sağlığı uzmanlarından oluşmak zorunda olan halk sağlığı akademik kadrolarının zekâ yönünden kendisi gibi parlak olmaları giderek zorlaşıyordu. Çünkü artık özellikle 12 Eylül Darbesi’nin yarattığı talep dengeleri; zaten az olan halk sağlığı uzmanı olmak isteyenlerin sayısını da niteliğini de çok daha azaltmış ve farklılaştırmıştı. Artık hem kendisi gibi hem parlak, hem de halk sağlığını, halk sağlığını sevdiği için seçmiş; hem derviş gönüllü, hem de taşradan ve sahada çalışmaktan korkmayan tıbbıyeli nesiller çok azalmıştı. Bu durum, Dedeoğlu’nda Türkiye’de ve YÖK’ün yarattığı üniversitede konuşulan dili, bilse bile konuşmak istememesine yol açıyordu. İngilizce bilen bir Fransız’ın İngilizce sorulan soruya Fransızca cevap vermesi gibi bir durumdu, bu. Dedeoğlu, akademide herkesin konuşmaya başladığı YÖK’ün dilini konuşmak istemiyordu.

Necati Dedeoğlu kuşağı ve onu el aldığı hocaları, mezun ettiği uzmanlık öğrencileri arasından üniversiteye dönmek isteyenlerden bir-iki yıl taşrada sağlık ocağı veya saha deneyimi almalarını isterdi. Akademisyenlik eğitimi için üniversitede uzman olarak çalışmak, araştırma ve yayın yapmak gerekti, ama 12 Eylül’ün üniversitesi, darbeden sonraki ilk 20 yıl bunu engellemişti. Saha deneyimi halk sağlığı akademisyenleri için arzu edilen bir deneyimdi, ama artık taşraya giden bir daha üniversiteye kolaylıkla dönemiyordu. Zorunlu hizmet yasası ve hekim sayısının kentlerde gereğinden fazla artması, tayinlerinin (eş ve iş durumu) yönünü ve gerçekleştirilmesini genç hekimin isteği dışına çıkartmıştı. Akademisyen olabilmek için Hacettepe, Gazi gibi Ankaralı Halk sağlığı bölümü hocaları ile çalışabilme fırsatı demek olan Sağlık Bakanlığı merkez kadrolarında çalışmak; Ankara’ya bir biçimde (eş durumu, asker ailesi, bakan torpili v.b.) tayin yaptırmayı gerektiriyordu. Günümüzden (2012) üç-dört yıl öncesine kadar Sağlık bakanlığı standart halk sağlığı kadroları sadece halk sağlığı laboratuvarı ve Ana ve Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezlerinde vardı. “Bunlar solcu oluyorlar, ama işi biliyorlar” diyen Osman Durmuş’un Sağlık Bakanlığı ve Nusret Fişek’ten sonra sanırım ilk kez bir halk sağlığı uzmanı olarak Prof. Dr. Sefer Aycan’ın Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığını takiben yavaş yavaş halk sağlığı uzmanları bakanlık merkez kadrolarında ve il sağlık müdürlüklerinde artan oranda çalıştırılmaya başlayınca taşra halk sağlığı üniversitelerinin araştırmalarında ve hocaları ile çalışmak şansını az da olsa yakalayanlar da bilim bahçesinin dikenli çitini aşabildiler. Bunlar görece olarak halk sağlığını, halk sağlığı için seçenlerdi. Hocalar birlikte çalışacakları iş arkadaşlarını çalışma ortamında tanımak isterdi. 12 Eylül Darbesi bu yolu çok yokuşa sürmüştü.

Çoğunluğu oluşturan genç hekimlerin bu yasal yokuşa yanıtı, Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) sonrası giriş puanı diğeri dallardan görece daha düşük olan halk sağlığı uzmanlığını seçmek olmuştur. Çalıştığım 1999-2005 arası 5,5 yıllık dönemde Akdeniz Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalına TUS’dan gelen yeni beşi kadın 10 araştırma görevlisinden sadece dördü uzmanlık eğitimine devam etmişti. Daha önce başlamış ve uzmanlık eğitimine devam eden 6 araştırma görevlisinin hepsi de Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu 5’inin de eşi TUS başvurusu öncesinden Antalya’da akademisyen, iş adamı veya Antalya merkezinde pratisyen hekim olarak çalışıyordu. Eşi akademisyen olan ve halk sağlığı anabilim dalımızda akademisyen olarak kalmak isteyen üçünden ikisi bunu, Dedeoğlu’nun muhalefetine rağmen (Halk sağlığı hocalarına kurdurulan sağlık eğitimi ana bilim dalı üzerinden) başardı. Bölümdeki o yıllarda öğretim görevlileri dahil altı hocanın üçü Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunu idi. Bir hocanın Antalya Belediyesi’nde görev alması, Necati Hocanın emekli oluşu, benim gibi yeni gelen bazı hocaların yeniden ayrılışı ile sayıları şu anda dörde düşen hocaların üçü Inbred’dir.

Necati Ağabey, Anabilim dalına, mümkünse doçentliğini almış akademisyen almak istiyordu. Orta yaşına gelmiş, evlenip barklanmış ve inbreeding döngüsü içinden gelen ve sayıları zaten çok az olan doçentler arasından birinin Antalya’ya gelme olasılığı da çok düşüktü. Kala kala bütün çalışmalarını yurtdışında yapmış veya diğer tıp dallarındaki çok az sayıdaki adaylar kalıyordu ki; buna da Hoca’nın paradigmalarını anlayamayan bölümdeki diğer akademisyenler izin vermezlerdi. Bunlar Necati Dedeoğlu’nun anabilim dalı başkanlığı yaptığı son 15-20 yılda Necati Hoca’yı etkileyen bağımsız değişkenlerin yerel özelliklerinden bazılarıydı.

Osmaniye’de çalıştım yıllarda sanırım 1992’de dışarıdan doçentlik sınavına başvurdum. Gelen jürim içinde kendi ekolümden (Hacettepe) olan ve Gazi Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’nın Eğitim ve araştırma bölgesi olan Gölbaşı’nda 2,5 yıl birlikte çalıştığım bir hoca dışında jürimdeki hiçbir hocayı ne ismen ne cismen tanıyordum. Şimdiki gibi internet ortamı olmadığı ve yayından geçilip geçilmediği bilim sınavı öncesinde adaya önceden bildirilmediği için, hocaların ilgi alanlarını sormak, yayınlarımı nasıl bulduğunu öğrenmek ve de jüriye beni tanıtması için sınavdan iki gün önce Gazi’deki Hocayı telefonla aradım. Önce beni tanımadı, “Hangi Umur?” diye sordu, yayınlarımı daha okumadığını söyledi ve sınav günü sınava, sınav başladıktan sonra geldi, görüşemedik. Üç adaydık. İlk giren aday içeride bir saate yakın kaldı, çıkışta doçentliği kazandığını söyledi. “Bir saat ne sordular?” dedim, “Tüberkülozu sordular” dedi. “Önceden nerede çalışıyordunuz?” diye sordum, “Ben beş yıldır verem savaş daire başkanlığı yapıyordum” dedi. İkinci olarak sınava ben alındım; girer girmez yayından geçemediğimi bildirdiler. Üniversitede konuşulan dili bilmediğim anlaşılmıştı; öğrenmeye de niyetim yoktu, aslında. Ömürlerinde hiç çevre sağlığı araştırması yapmamış hocalar benim yayınlarımı okumadan mı red etmişlerdi? Jüride ilgi alanı çevre sağlığı olan hoca yoktu zaten. Başım çok ağrıyordu; 9 saatlik yoldan gelmiştim. Bir daha da doçentlik sınavına girmedim; bilimsel kongrelere de katılmadım.

Necati Hoca, “Sen benim doçent adayımı döndürme; ben de seninkini döndürmeyeyim” mahalle bakısının dışında kalabilmiş bilim ahlâkı yüksek hocalardandır. Doçent ve profesörlük sınav jürilerinin, adayların yayınlarını okuyan ve yayından döndüren üyesidir. Bu nedenle adayın yayınlarını okuyup geri çeviren jüri üyesi pek sevilmez. Ben ise yayın okumadan yayından döndürenleri sevmiyorum.

Necati Hoca, İngilizceyi de ve Türkçeyi de çok iyi bilir. Bir gün, üniversiteye kurulacak baz istasyonları için benden istediği ve bir-iki haftada hazırladığım onlarca sayfalık uzunca bir raporu, Cuma günü çalışma saati bitiminde saat 16.30’da teslim ettim. İçimden “Artık çok yoruldum, hoca raporu evde okur, düzeltmeleri benden pazartesi ister” diye düşünüyordum. 15 dakika sonra beni çağırıp “Rapor güzel olmuş” dediğini hiç unutmam. Yani Necati Hoca, hızlı okur.

Apendektomi yaparak mezun olan son Hacettepe Tıp kuşağındandır (1970). Fakülteyi ikincilikle bitirdiği halde ABD’ye gitmeyen, klinik dallarda kalmayan, aksine mezun olduğu yıllarda Doğu Anadolu’da sağlık ocağı hekimliği yapan son halk sağlığı hocalarındandır. Uzun yıllar (14 yıl) Sağlık Bakanlığı’nda (Taşrada sağlık ocağı hekimi ve Hıfzısıhha Okulu) çalışan, İngiltere’de Glasgow Üniversitesi’nde ve Londra’da bir halk sağlığı araştırma üniversitesi olan School of Hygiene and Tropical Medicine’de halk sağlığı, epidemiyoloji ve istatistik öğrenimlerini dereceyle bitiren son kuşaktandır. 1984’de Akdeniz Üniversitesine giren, 2010 yılında emekli olan Necati Hoca, halk sağlığını bilerek ve isteyerek, çifte uzmanlık rüşveti almadan seçen ilklerdendir. Hıfzısıhha Okulu’nun son halk sağlığı uzmanlarından, sol eğilimli populer bilim dergilerine de yazı yazan son populer bilim makalesi yazarı kuşağındandır.

Türkiye ve Antalya dağcılık sporunun liderlerindendir; Akdeniz Üniversitesi Dağcılık Kulübünün 1996’dan beri her yıl düzenlediği ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen üniversiteli dağcıların katıldığı geleneksel Üniversitelerarası Kızlarsivrisi Tırmanışı’nın başındaki lisanslı dağcı hocasıdır.

Bir arkadaşınızın, hocanızın başarısı sizi de gururlandır, sevindirir. Necati hoca böyle bir arkadaş hoca idi. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı da yapan Necati Hoca, ailecek görüşülebilen, sorunlarınızı bilen, sizinle birlikte üzülen, sizinle birlikte sevinen; evinde yemek yenilebilen ve yatıya kalınabilen son hocalardandı.

Nusret Fişek, Yusuf Öztürk’e, İngiltere’de halk sağlığı eğitimi yaparken yazdığı bir mektupta “Sen anadan doğma sağlık eğitimcisisin” diye yazar. Necati Dedeoğlu, anadan doğma halk sağlıkçısıdır. Halk sağlığı topluluğumuzun onun bilgi ve deneyimlerine, bilim eleştirmenliğine, hakemliğine, ahlâkına, zihniyetine ve araştırmalarına her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

 

YORUM YAZ


Lütfen doldurunuz *

Henüz yorum yapılmamış.