On-line ISSN:2147-155X

Nurhan Meydan Acımış – Ayşe Akın’a

9 Şubat 2013, Cumartesi, 12:48 | İz Bırakanlar, Prof.Dr.Ayşe Akın | 1.884 kez okundu | 0 yorum
Ayşe AKIN’A   Nurhan Meydan Acımış   Doğacı Kadınların Kutsal Ruhu Üzerinize Olsun Bilir misiniz hiç serçe kız  toplantı salonuna giriverdiğiniz anlarda çevrenizde oluşan ateşli mor harenin içinde yer almaktan ne çok mutlu olur? Kostak kostak ardınızda dolanır durur. Şahit olmadı iseniz söylüyorum işte… Kürsüden kalabalığa seslendiğiniz anlarda belleğinizden dökülen bilgi tohumlarını daha havadayken kapmayı […]

Ayşe AKIN’A

 

Nurhan Meydan Acımış

 

Doğacı Kadınların Kutsal Ruhu Üzerinize Olsun

Bilir misiniz hiç serçe kız  toplantı salonuna giriverdiğiniz anlarda çevrenizde oluşan ateşli mor harenin içinde yer almaktan ne çok mutlu olur? Kostak kostak ardınızda dolanır durur. Şahit olmadı iseniz söylüyorum işte… Kürsüden kalabalığa seslendiğiniz anlarda belleğinizden dökülen bilgi tohumlarını daha havadayken kapmayı tilki gibi görev edindi kendine. Aklına yazıyor bunları. Sonra  ne yapıyor açıklayayım mı? Efendim gidiyor, büyük gururla, hiç sakınımsız, sanki kendi fikirlermiş gibi dost toplantılarında anlatıp duruyor. Üzerinizden çaka sattığını lütfen bilin.Yok yok öyle böyle değil bu.. Adınızı birçok yerde izinsiz andığına bizzat şahidim. Hani “Kadın ve Çevre” adında sıra dışı bir derneği vardı ya..Bir gece  dernek yemeğinde  Mor Çatı altına sığınmış  töre mağduru kadınlarla bir arada ateşli bir sohbette iken sizden bahsettiğini duydum. Bunu kadınların yaralı yüreklerine merhem kırık kanatlarına şifa  olsun diye yaptığını düşünmek istiyor ve affınıza sığınıyorum. Bir yurt dışı gezisinde “İslam ve laik karmaşasını” sorgulayan bir dolu batılı insanın hor bakışları altında büyük harflerle hiç izinsiz sizi andı. Benden söylemesi. “Dur bakalım o kadar da uzun boylu değil” bu söyledikleriniz demeye getirdi. Atatürk Türkiye’sini sizin üzerinden anlatmakta bir yeis görmedi. Tıp çalışmaları sırasında tam karşılığını bulamadığı kavramları anlatabilmekte zorlanıp köşeye sıkıştığı bir anda adınızı ağzından çıkarıvermesin mi? “Aslında bunu en iyi Ayşe AKIN tanımlar” dedi ve kuyruğunu kıstırdığı gibi köşesine oturdu. Neyse ki durumu kurtarmayı becerdi. “Kızım  senin ne iş yaptığını soruyorlar hala ne cevap vereceğimi bilmiyorum” diyen biricik annesine yanıt yerine tuttu tüm gün sizi anlattı. Kulaklarımla duydum. Sırf kendi ile daha çok gurur duyulsun diye bunu yapması  akıl alır gibi değil,öyle değil mi? Kulakları çekilmeli ama neyse…

Kısaca bu serçe kız tüm küçük insanlık hallerini sizin varlığınızla gizledi. Çünkü siz ondan biriydiniz. Eminin sorsa idi ona dünden rıza verirdiniz değil mi? Sonra  minik bir serçe bir kartalı ne kadar anlatabilirse o yükseklikten anılarını önünüze serdi. Anılar aklının çeyiz sandığından birer birer çıktılar ve hiç yalansız sizin için sıralandılar…

Yıl Kasım 2000- İstanbul Soğuk bir mevsimin yağmurla savrulan bir sabahında kara bulutların arasında sıyrılan güneş ışığının en ince çizgisi üzerinize vurmuş iken tam karşımda sizi gördüm. Sabah kahvaltısı için aşağıda idiniz. Fazla hatırlı bir grupla sakin bir dil eşliğinde sohbet etmekteydiniz. Beni görür görmez pek çıkaramamanıza karşın masanıza davet etiniz. Ürkek bir eda ve her zamanki  pürtelaş halimle masanıza yaklaştım. Konuşulanlara kulak kabarttım. Anlaşılan yanlış yerde idim. DSÖ üyeleri dünya sağlık sorunlarını bir kenara bırakmış kendi havalarında İstanbul ve oryantalist ortamının keyfini çıkarmakta idiler. Benim sizin asistanınız olduğuma karar kılınmış olmalılar ki kongre boyunca bana sarı bir şıklıkta gülümsemekte sakınca görmediler. Hoşuma gitti. Siz ve ben.Sizi tanımıyor idim. Ama mutlaka tanışacaktım.

Yıl Ocak 2001-Ankara Grinin binlerce rengini ağırlayan bir kentin dayanılmaz ağırlığına aldırmadan dört bir bucaktan gelen bir avuç gönüllü asistanla omuz omuza bir anfiyi doldurduğum ilk gündü. Masaların üzerinde daveti çağrıştıran yemelik şeyler, biraz çay, biraz kahve, kapı arakasında eski bir sebilde su vardı. Onlarca yüz bir anda odayı doldurdu. Gürültünün buharlaşan havası arasında HACETTEPE’nin Nüsret Fişekten bayrağı devralan ekibiyle tanışmak için sıradaydım. Onlarca sesin eşliğinde dört ay çalışacağım kader ortaklarımla birlikte olmak üzere kolları sıvadım. Soğuğun yüreğim derinliklerine kadar işlediğini iyi hatırlıyorum. Eski dar kolidorların sarı  ışığına sıkışmış sekter taburesi üstüne “kar gecikti bu yıl hadi şanslısınız” söylemlerine tanık olmakta isem de Niğde’nin  uzun gecelerinde bıraktığımı düşündüğüm soğuk çocukluk günlerim adeta beni yeniden yakalamıştı. Bana bak benden kaçış yok  der gibi bir hali vardı. Soğuk günlerde işlevsiz nisan baharında kendine gelen iklimleme ortamında avucuma aldığım bir avuç nefesle oyalanmaya çalıştığım bir  anda birden kapı açıldı. İşte o…Önde önce kendisi esmer ve mağrur zayıf ve güçlü, koyu ve parlak, dingin ve mert, kararlı ve şüpheci, dolaylı ve dolaysız, sınırlı ve taşkın, sorumlu ve sorunsuz ince bir gelin teli gibi çıkageldiler. Kaç kişi deseniz emin olun düzünelerce kadını aynı anda orada idiler. Tanıdım sizi dedim içimden. Dün tanışma toplantısında sorunlarımı iletmem için bana işaret edilen kişisiniz. Ayak üstü ağlamaklı bir halde hallerimi sözlerime yazıverdiğim, ellerinize sığındığım pek değerli kişi siz olmalısınız. “Ağlamayana meme yok” derken ne kadar bana yakındınız. Oysa ben kendi gölgesinden korkan bir tahta kuşun yönetimine o kadar hazırlıklıydım ki…

Yıl 2001 Mart Ankara Kurgulu eğitim sürecim arkamda bıraktığım iç karartıcı hallerime kuru soğuk havaya, uzun oturum saatlerine inat yüz güldürücüydü. Kendimi bozkırın olanaksızlarının ortasında bir devrimi var eden  köy enstitülerinin yurtsever çocukları gibi görmeye karar verdim. Kadın Sağlığı oturumlarında bizleri sayıların bilinmezliklerinden alıp toplumun bildik gerçeklerine sürükleyen heyamola ruhlu sizi sağda solda ararken bulur oldum kendimi. 1942 doğumlu  hıııı…evet ve ailesinde ikinci kızı oysa baba ilk kız a bile razı değil…entersan…Ne dedin İstanbul Tıp mezunu ve Nusret hocanın göz nuru biri demek evet evet evet… başka annesini dinleyeniz var mı aranızda nasıl bir kadınmış….vallahi gelenekçi babası hatırşinaz bir matbuacı öyle demek…Kadın doğumcu olmak dururken neden halk sağlığı acaba….PARA kazanırdı fena mı?Nasıl DSÖ’nün başında mı aaa şimdi anlaşıldı.Bir iki gündür başında bir kalpakla görüyorum. O da benim gibi çok mu üşüyor acaba bileniniz var mı?Hiç çocuksuzmuş galiba..Ne yazık

Ne yaman kadın bu be…Ulusal sağlığı hallaç pamuğu gibi atmakla kalmıyor uluslararası sağlığın ağa babalarını dize getiriyor.Toplumun sağlık algısını toplumsal cinsiyetle ilişkilendirdiğiniz o olağanüstü dersinizi hiç unutmuyorum. Pembe mi -mavimi sorusuna verdiğimiz geleneksel yanıtlarımı unutmuş olmanızı dilerim. Ama izmlerin adının bile geçmediği tıp eğitimlerinde feminizmin doğrularını bilimsellikle birleştirmiş halini dinlemeye ben bile henüz hazır değildim.

O an sınıfta büyük bir sessizlik oldu sanki. O an zaman durdu ve zaman sarmalı kurgulandığı zemherisinden birden boşandı. Sınıfta sadece ben kaldım. Yaşını almış bu akademik kadın birden bana doğru erkekçe döndü ve yaşamımı şekillendirecek bir RUHU ilk kez bana doğru üfledi.Sıra senin…iiii ben..Ertesi gün ve daha ertesi gün daha az düş kurmak için kendimle sözleştim.

Dönem sonu konuşma için beni seçmişler hani kendimi tutacaktım hem konuştum hem ağladım.

Yıl 2009 Küresel İklim Değişikliği ve Toplumsal Cinsiyet Panelinde birlikteyiz.

Yıl 2010 Kadın ve Çevre sempozyumunda birlikteyiz. Çok az konukla kendi kendimize olmanın keyfini bozmadan kadın ve var ettiği doğadaki izdüşümlerini birlikte aramak için sizi kürsüye davet ediyorum.Siz ve değerli konuşmacılar ile birlikte bilimin mavi derinliklerine yol alıyoruz. Soluklarımız sıcak takibinde el ele bozkırların vadi ve düzlüklerin üstünde yürüyoruz. İzlerken doyamıyorum. Kürsüden ayrılır ayrılmaz konuklar arasında bulunan annemin sizi tutup bırakmadığını görüyorum. Niğde Kız Öğretmen Lisesine yedek listeden giren annemin yetiştirdiği binlerce çocuk adına size binlerce  kez teşekkür etmekle yetindiğinden nerdeyse emindin. Cumhuriyetin adil yanı ile kimlik  bulan bir kadın Cumhuriyet ile varlık kazanan Ayşe Akın’ın ellerine sarılı uzunca süre öylece kaldı.

Yıl 2011 Bir İzmir sabahında, umuda çalan günlerin arifesinde bir sohbet anında annemin o gün beni size emanet ettiğini “çok çalışıyor ona sahip çıkın emi” değini öğreniyorum.

Yıl 2012 Şükürler olsun yaradana…Cumhuriyetin cesaret anası Ayşe AKIN her zamanki gibi bu yılda bizi bırakmadı.Nice yıllara

YORUM YAZ


Lütfen doldurunuz *

Henüz yorum yapılmamış.